Açıklama

Sardes, Hermos/Gediz havzasında, Paktalos/Sartçayı kıyısında ve Tmolos/Bozdaği'ın batısındaki tepelerin kuzey yamaçları üzerinde, mythos öyküsüne göre Meles adlı bir kral tarafından kurulmuştur. Salihli ilçesinin 10 km. kadar batısında İzmir-Ankara karayolu üzerinde olan Sardes, Lidya devletinin başkenti idi. Pers, Helen,Roma ve Bizans egemenliklerini yaşamıştır. Bugün o dönemlere ait çeşitli kalıntılar görülmektedir. Bunlardan bazıları timülüsler, Artemis Tapınağı, gymnasium ve Roma hamamıdır. İ.Ö. 1750-1200 yıllarında Hititler döneminde Sardes'in de içinde bulunduğu bölge Assuwa olarak anılmıştır. Bronz çağının sonlarına doğru (İ.Ö. 1200-1000) önemli bir yerleşim merkezi olmuş ancak İ.Ö. 7 ve 6 ıncı yüzyıllarda büyük gelişim göstermiştir "Sardes'in bu dönemde bir köy mü; bir kasaba mı, yoksa saraylı bir şehir mi olduğunu bilinmemektedir." Doç. Dr. Veli Sevin, Sardes'in tunç çağı sonralarında bir Anadolu köyü özelliği gösterdiğini söylemekte ise de, A. Ramage'a göre Sardes bronz çağının sonlarına doğru (İ.Ö. 1200-1000) önemli bir yerleşim merkezidir. Ancak, Sardes İ.Ö. 7 ve 6 ıncı yüzyıllarda büyük gelişim göstermiştir. Hititler, dönemlerinde Anadolu'da siyasal birliği sağlamağa çalışmışlar ve sağlamışlardır. "Assuwa/Arzava Konfederasyonu" Hititlere bu amaçlarında karşı çıkınca Hitit imparatoru IV. Tudhaliya (İ.Ö. 1250-1220) zamanında Hititler Sardes'i yakmışlardır. Bu olaya karşın Hititlerle ilişkiler hep yüzeysel kalmıştır. Sardes’te yapılan kazılarda bulunanlar arasında mührün olmayışı arkeologlar tarafından İ.Ö. 7 nci yüzyıldan önceki dönemlerde yazının olmayışı şeklinde yorumlanmıştır. Oysa daha önce İ.Ö. 2. bin yılda bu bölgede yaşıyan Luwilerin, Hititlerin kullandığı, hem de Luwi diliyle kullandıkları, hiyeroglif yazısı bulunmaktadır. Kazılar Sardes kentinin bronz çağında Troya ile ilişkileri bulunduğunu da göstermektedir. Birçok yazar Lidya ve Sardes adlarının kral Giges'den sonra kullanılmağa başlandığını söylemektedir. Xanthos'a göre, Hellen yazımında Sardeis ya da Sardis diye gösterilen, böylece tanıdığımız kent adının aslı Lidya dilindeki Sfardis/Sparda sözcüğüdür ki bu sözcük, o dilde "yıl" anlamına gelmektedir. Homeros da Sardes'ten sözetmektedir; ancak, Hyde adını kullanmıştır. Ancak , ilk kez İ.Ö. 7. yüzyılda Paroslu ozan Arkhilokhos'un şiirlerinde Sardes adına rastlamaktayız. Sardes bu yüzyıldan itibaren de ün kazanmağa başlamıştır. Asya Federasyonunun başkente oldugu günden sonra tarih sahnesine çikan Sardes, yüzyillar boyu ön planda yaşamagi başarmiştir ve Anadolu uygarliginin görkemli bir simgesi olmuştur. Ve Sardes, Türklerin Anadolu'ya girmelerinden sonra ise deprem ve sel gibi dogal olaylarin da etkisi ile yakin günlerde yerini ve işlevlerini Salihli ilçesine birakmiştir. Hanfmann, eger bugün Sardes bölgesini hayalimizde yeniden kurmak istersek sadece günümüzün kara ve demiryollarinin kaldirilmasinin yeterli olmayacagini; depremlerin ve toprak kaymalarinin, sert kiş yagişlari ve olumsuz akintilarin neden oldugu karmaşik degişiklikleri de gözönünde tutmak gerektigini söylemektedir. Lidya’nın en ünlü ve son kralı cömertliği ve zenginliğiyle tanınan Kroisos’tu. ‘Karun kadar zengin’ deyimi ona atfen çıkarılmıştır. Dillere destan serveti vergiler, ticaret gelirleri ve tabiiki altın madenlerinden kaynaklanır. MÖ 547 yılında Pers tehlikesiyle sarsılan Ön Asya ve Yunan Dünyası, Sardes’in de teslim olmasıyla dehşete düşer. Pers kralı Cyrus, Kroisos’u yenerek, Sardes’i yakar yıkar. Ancak MÖ 334’te Büyük İskender Anadolu’nun pekçok yerinde oludğu gibi burada da Pers egemenliğine son verir. Önce Seleukoslar hanedanlığı, sonra Bergama Krallığı (MÖ 180-133 yılları arası) ve Roma İmp. Dönemi hükum sürer. Birinci Dünya Savaşi öncesinde başlatilan Sardes kazilari, 1958 yilindan bu yana Harvard ve Cornell üniversiteleri ile Amerikan Dogu Bilimleri Araştirma Enstitüsü'nün ortak kalitimlari ile araliksiz devam etmektedir. Söz konusu kazilarda, kentin degişik dönemlerine ait önemli bilgiler veren buluntular ele geçirilmiştir. Lydia Krallığı'nın zenginliğinin kaynaklarından biri olarak gösterilen altın madeninin, Sart Çayı (Paktolos) kumlarından çıkarılıp arıtılarak işlendiği "Lydia Dönemi altın arıtma ve işleme atölyeleri", 1968 yılında Kuzey Paktolos bölgesinde ortaya çıkarılmıştır. Lydia kral mezarlarının bulunduğu "Bintepe" bölgesi, büyüklü küçüklü onlarca tümülüsün bulunduğu alanlardır. Herodotos'un Mısır piramitleri ile mukayese ettiği bu tümülüsler, antik dönemde de ünlüydü. Salihli ilçesinin kuzeybatısındaki küçük Marmara Gölü'nün güney kıyısında yer alan ve Bin Tepeler olarak bilinen mezar tümülüsleri Anadolu'da bulunmuş en büyük tümülüselrdir. Herodotos, en büyük mezarın, 355 m çapında daire çevresi 1115 m ve yüksekliği de 69 m ölçülerinde Alyattes mezarı olduğunu belirtiyor. Tümülüslere Sardes harabelerinden toprak bir yolla otomobille iki saate yakın bir yolculukla ulaşabilirsiniz. Kentin akropolü, yüksek ve dik yamaçlı bir tepe görünümündedir. Burada M.Ö. 6.yüzyıla tarihlenen ve Lydia taş işçiliğinin özelliklerini yansıtan sur duvarlarının yanı sıra, Bizans Dönemine ait bir kale kalıntısına da rastlanmıştır. Bu buluntular, akropolün savunma amacıyla uzun süre kullanılmış olduğunu göstermektedir. Ana tanrıça Kibele ve onun yerine geçen Artemis’e tapan Sardesliler, tanrıçaları için bir tapınak ve sunak inşa etmişlerdir. Burası, İskender’in Anadolu’ya girmesinden sonraki döneme aittir ve Roma döneminde sürekli yenilenerek kullanılmıştır. Günümüze en iyi durumda ulaşmış Artemis tapınaklarından biridir. Sunak, geleneğin aksine eski Anadolu dinsel kültlerine uygun olarak Efes ve Menderes Magnesia’sındaki tapınaklarda olduğu gibi batıya dönüktür. Altının içindeki yabancı alışımları eritme yöntemiyle ayıklandığı rafineri alanının ortasındaki Kibele’ye adanmış sunak da, altın işçilerini korumak amacıyla yapılmıştır. Yapılan kazılar mücevher dükkanlarının altın madenlerine yakın olduğunu ortaya koymuştur. Herodot, Sardesliler’in ticaret erbabı olduğunu yazar. Ayrıca Herodot’a gore güzel kokulara da o kadar düşkünlermiş ki, parfümlü kremler icar edip tüm Ege’ye dağıtmışlar. Sardes’e girerken yolun hemen yanında heybetli bir sinagog göze çarpar. MS. 3 yüzyıla ait bu sinagog dünyanın en büyük sinaglarindan sayilir ve tabanı mozaikle kaplıdır. Sardes’te ayrıca Kitabı Mukadddes’in Vahiy kitabında adı geçen yedi kiliseden biri bulunur. Artemis Tapınağı'nın yanında bulunan bu kilise tuğla ve küçük taşlardan örülmüştür. İncil'de adı geçen 7 kiliseden birisi olan bu kilisenin adı "Baki Kalan" ve "Benimle Yürü" anlamlarına gelmektedir Sinagoğun arkasındaki gymnasion’a mermer bir avluyla geçiş sağlanır. Kentin anayolu ise sinagog ile gymnasion’un güney kenarında uzanıyor. MS 4. yüzyıla tarihlenen anayol da bir zamanlar büyük mermer levhalarla kaplıymış. Burada ayrıca Bizans dönemine ait otuza yakın dükkan bulunmaktadır.Yolun hemen karşısındaki Lydia uygarlığının izlerini taşıyan yapı ise bir rahibin evidir. Bronz evin ilerisinde agora kalıntıları, akropolün güney eteğinde de Bizans surları kalıntıları görülmektedir. Surun devamını tiyatronun çevresinde de görebiliyoruz. Karayolunun Salihli yöününe devam edildiğinde avlulu Roma yapısı, Bizans kilisesi ve Roma hamamı kalıntıları yer alıyor. Akropole doğru uzanırken Roma Stadionu görülür. Yıkılan eskisinin yerine Roma döneminde yapılan 20 bin kişilik tiyatro, Sard çayı boyunca Artemis Tapınağı'na doğru yüründüğünde mezar anıtları ve muhtaşem tapınak görünür.

Şehir
mood_bad
  • Henüz yorum yapılmamış
  • chat
    İnceleme Ekle